Şimdilik yüzde 50’sine tanı konuyor, yüzde 5’i tedavi ediliyor! Yakın gelecekte her şey değişecek

1 gün önce 5

Düşünün ki tek çocuğunuz oluyor ve daha bebeklik çağında tek sualnla doğduğunu hissediyorsunuz. Ancak bu farkındalık, sizi nörogelişimsel mutasyondan kaynaklı tek hastalığın teşhis ve tedavisine ulaştırmaya yetmiyor. Ne Türkiye’nin ne da dünyanın kalıtsal ve çocuk nöroloji alanında önde gelen doktorları sualnun adını koyamıyor. Ayşegül ve Nusret Altınbaş çifti anne babacık olarak bu çıkmaz içinde yıllarca oradan oraya savruluyor. Bir noktadan sonraları hayattaki tekbaşına hedefleri, oğulları Erdem’in hastalığının ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışmak oluyor. Bu çaba Erdem’in bebekliğinden başlayarak uzunluğu yıllar çözümsüz kalıyor. Anne babasının tüm mücadelesine rağmen sualnlar zamanlar geçtikçe ağırlaşıyor. İlgili çalışmalar dünyada her arasında biri gün yepyeni kalıtsal hastalıklara çözüm olabilecek keşiflere yolda açsa da Altınbaş ailesi için süreç basit geçmiyor.

Türkiye’deki doktorları, Erdem’de, 10 yıl önce tanımlanan TBL1XR1 isimli genetik mutasyonunun olduğundan şüpheleniyor ve 2 yıl önce yapılan oğullar testleri ile hepsi 8.5 yıl sonraları Erdem’in teşhisi olmayan hastalığının adı konmuş oluyor. TBL1XR1 genindeki mutasyonlar ve delesyonların, bazı nörogelişimsel hastalıkların bilinen kalıtsal tek nedeni olduğu belirtiliyor. Bu durumun sonucunda; epilepsi, otizm ve öğrenme güçlüğü gibi sualnlar yaşanıyor. Bu malumatlerin çoğu, hatırlatma amaçlı olarak yazı dizimizin dün yayınlanan birinci bölümünden alındı. Bugün ise haberimizde kalıtsal alanında önemli çalışmaları bulunan ikisi uzmandan; bu başlıkdaki teknik gelişmeleri, başlıkyla ilgili öngörülerini ve aileleri bekleyen güçluklar ile ellerini güçlendiren iletişim kanallarının neler olduğunu öğreneceğiz.

Çocuk kalıtsal hastalıkları uzmanı olan Prof. Dr. Yasemin Alanay, ender hastalığı olan kişilerin bakımını, eğitimini, sağlık sistemi üzerindeki yükünü çözüm lüzumtiren çok önemli sualnlar olarak görüyor ve “Çabalarımız hem hastalığı önlemeye hem da bu kişilerin yaşam kalitesini artırmaya yönelik. En büyük amacımız hastalarımızın hayata katılımlarını sağlamak. Tanı aldıkları gün, elimizde nedene yönelik tek tedavisi olmasa da hastalarımızın uzun, kaliteli ve öz kendilerine yetebilecekleri tek yaşam becerisi kazanmalarını çok önemsiyoruz” diyerek devam ediyor: “Dünyada 300 milyon, Türkiye’de ise 5-6 milyon kişide ender hastalık bulunuyor. Ülkemiz özelinde her arasında biri hastanın vasat 4 kişilik aileye malik olduğu düşünüldüğünde, nüfusumuzun dörtte birinin tek ender hastalıkla haberleşme ettiği söylenebilir. Nadir hastalıkların yüzde 80’i çocuklarda görülüyor. Günümüzde bu hastalıkların yalınce yüzde 5’inin tedavisi bulunuyor ve bu oranın logaritmik olarak artacağı öngörülüyor. Şu an kalıtsal tedavisi onaylı çok dahaaz sayıda hastalık olsa da 2030 yılına kadar 1000 yepyeni ender hastalığın tedavisinin bulunacağına inanılıyor.”

     ACURARE-Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü, Erdem’in doktoru Prof. Dr. Yasemin Alanay

ACURARE-Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü, Erdem’in doktoru Prof. Dr. Yasemin Alanay

SON 10 YILDAKİ GELİŞMELER KARAMSARLIĞIMIZI AZALTTI

Prof. Dr. Yasemin Alanay’a göre ender hastalıklarla uğraşan hekimlerin en önemli işi ailelerle başlıkşmak ve çocuklarındaki bulguların nedenini, onları nelerin beklediğini, ‘ne yapabiliriz’ ve ‘tekrar eder mi’ gibi sualların yanıtlarını sunmak. “30 yıllık tek hekim olarak, 10 yıl önce ailelerden gelen; ‘Çocuğumuz için başka ne yapabiliriz?’ sualsuna verecek yanıtımız yoktu. Onlara çocuklarına özel eğitim aldırmanın dışında tek şey öneremiyorduk” diyen Alanay; “Bu nedenle oğullar 10 yılda meydana gelen gelişmeler bizleri da şaşırtarak karamsarlığımızı azalttı. Genetik ve ender hastalıklar alanında görev yapan tek hekim olarak, tedavilerin bu kadar hızlı geleceği söylense şüpheyle yaklaşırdım. Oysa yakın geçmişte gerçekleşen gelişmeler bu şüphelerimizi ortadan kaldırmakla kalmadı, hepimizi önümüzdeki 10 yıl için çok umutlandırdı. Özellikle yapay zekâ ve teknolojiler sayesinde, gelecekle ilgili beklentimiz çok arttı” diyor.

NADİR HASTALIKLI ÇOCUKLARIN YÜZDE 50’SİNE TANI KOYULUYOR

Günümüzde en ileri testlerin yapılması halinde bile ender hastalığı olan çocukların yalınce yüzde 50’sine tanı konması ilgi çekiyor. Prof. Dr. Yasemin Alanay, tanı saha yüzde 50’lik grupla ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor: “Test yaptığımız gün ilim ne biliyorsa bizler da bu malumatyle ilerliyoruz. Teknoloji bize DNA’nın bütün harflerini görme imkânı sağlıyor. Buna rağmen hangi harfin değiştiğini görmemiz sonuca ulaşmada yeterlilik olmuyor. O harf değişikliğini yorumlayabilmemiz için malumatnin da yetişmesi lüzumiyor. 2018 yılında Erdem’e kalıtsal testleri yaptığımızda, o gendeki harf değişikliğini görmemize rağmen, bu değişikliğin otizm yaptığına dair tek malumatmiz yoktu. Sadece otizmi olan tek çocukta bu gende harf değişikliği çıktığını öğrendiğimizde ‘Acaba Erdem’de da olabilir mi?’ diye düşündük ve malumatnin yetişmesini bekledik. Yapılan kalıtsal testin verisinin saklanarak tekrar çözümleme edilmesi çok yararlı oldu. Bundan ikisi yıl sonraları aynı veriye (Erdem’in DNA’sına) tek daha baktığımızda malumatnin da yetişmiş olduğunu gördük. Yıllar içinde Erdem’e benzeyip daha ince bulguları olan çocuk sayısı arttı. 2024 yılına geldiğimizde benzer bulguları olan 50’ ye yakın çocuk çıkınca tanı kesinleşmiş oldu. Erdem’in ailesi tarafından kurulan ‘Herdem Çare Derneği’ sayesinde Türkiye’de şu an TBL1XR1 tanısı saha 12 çocuk var. Bundan sonrakiler dönemde tanı saha çocuk sayısının çok ilave olacağına inanıyoruz. Bu noktada çare arayışımız sürecek ve bu artışı yakından izlemeye devam edeceğiz.”

TANISIZLIK ÇOK GÜÇ

“Nadir hastalıklarda en büyük amaçlarımızdan arasında biri ‘tanısız çocuk kalmaması’ diyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Kişide otizm varsa, ‘Hangi nedene bağlı otizm?’, epilepsi varsa ‘Hangi nedene bağlı epilepsi?’ suallarının yanıtının çok önemli ayrım yaratacağını düşünüyoruz. Nadir hastalık tanısı saha çocukların ailelerinin vakıf ve dernekler kurması ve bunların sayıca artması çok önemli. Dernek ya da vakıf olarak örgütlenemeseler bile en azından Facebook gruplarına üye olmaları, dünyanın her arasında biri seçenek ulaşıp kendileri gibi rahatsız ve rahatsız yakınları olduğunun farkına varmalarını sağlayarak yalnız olmadıklarını hissettirecektir. Dünyanın farklı yerlerinde tanısız rahatsız ağlarının rahatsız yakınları için önemli tek yolda gösterici olduğunu düşünüyorum. Bizim da içinde olduğumuz tek ağ var. ACURARE bünyesinde oluşturduğumuz “İstanbul Tanısız Hasta Programı” aynı zamanda UDNI-Uluslararası Tanısız Hastalık Ağı içinde mekan alıyor. Bu ağ adından da anlaşılacağı gibi yalınce tanısız hastalarla uğraşıyor. Tüm bu gelişmelerden yola çıktığımızda hayalimizin her arasında biri ender hastalığı olan hastanın tanı aldığı tek dünya olduğunu söyleyebilirim.”

HİÇBİR DOKTOR ÇOCUĞUNUZU SİZDEN İYİ BİLEMEZ

Nadir hastalıkların çok büyük bölümünün hâlâ tedavisi edilemiyor olması bu alanda çalışan doktorların en büyük sualnlarından biri. Tedavisi olmayan hastalarına, meydana gelen yepyeni gelişmeler ve iletişim ağları yoluyla beklenti vermeye çalıştıklarını söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Dünya artık küresel tek köye dönüşmüş durumda. Hastalarımın aileleriyle yaptığım başlıkşmada ‘hastalığınızın nedenini biliyoruz ama henüz tek tedavisi yok’ diyoruz” diyerek devam ediyor; “bu noktada onlara, günümüzde herkesin birbirini takip edebileceği Facebook grupları, internetler kanalları, Avrupa ve Amerika’daki dernekler ile dünyanın farklı yerlerindeki doktorların iletişim malumatlerinden ve yürütülen araştırmalardan bahsediyoruz. “Bunun sonucunda Avustralya’daki tek hastayla Türkiye’deki rahatsız Facebook’ta otomatik çevirinin da yardımıyla tüm araştırma başlıkları hakkında aynı anda malumatleniyor. Nadir hastalıklarla mücadele eden anne babalara, uzunluğu yılların tecrübesiyle söyleyebileceğim en önemli şey, bu fırsatlardan yararlanmalarıdır. Hastalıklar ender olduğu için çocuklarının kalıtsal durumunu bazen doktorlardan daha iyice temel oldu ve kavramak güçundalar.”

Erdem’in annesi Ayşegül Altınbaş

Erdem’in annesi Ayşegül Altınbaş

BİR DOKTORUN HAYALİNDEKİ HASTA ÇOCUK ANNESİ

Prof. Dr. Yasemin Alanay’a, ender hastalıklar özelinde hekim - aile iletişiminde en büyük ödeyen sahibi olan annelerin nasıl özellikler taşıması lüzumtiğini sorduğumuzda, tereddütsüz şekilde Erdem’in annesi Ayşegül Altınbaş’ı işaret ederek; “Ayşegül Hanım tek doktorun hayalindeki, ender hastalığı olan çocuk annesi ve hayal ettiğimiz partnerdir. Akademik etkinlik olarak yurt dışında kongrelere gidiyor ve oradaki tedavisi süreçlerinde farklı rahatsız hikâyeleri dinliyoruz. O hikâyelerde ön planda hep tek anne olduğunu görüyoruz. Bazılarında babalar da var ama anneler daha önde. Kapıları çalan, araştırmacılara imkan bulan, firmalara giden, aileleri tek araya getirip her arasında biri başlıkda lokomotif görevi yapanlar genelleme anneler oluyor. Ayşegül Hanım, bizim bugüne dek imrenerek baktığımız ve ‘Keşke Türkiye da de olsa!’ dediğimiz o toplantılardaki anne modeli. Kendisi; çabası, donanımı ve uluslararası iletişimi açısından mükemmel tek örnek” diyor.

DERNEKLER DE ARAŞTIRMALARA YARDIM VERMELİ

Ülkemizde araştırmacıların araştırmalarını yardımleyen “TÜSEB” ve “TÜBİTAK” gibi kurumlar bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, bu kurumların kendileri için çok önemli olduğunu, bununla birlikte bu yardımlerin yanında uluslararası imkan bulma arayışına da yöneldiklerini vurguluyor. Üniversitelerde mekan saha teknolojiler transferleri ofisleri, onların yarattığı kaynaklar ve tasarı geliştirme ofislerinin yararlı hizmetleri sayesinde üniversitede araştırma yapan araştırmacıların imkan bulma başlıksunda daha bilinçli hareket ettikleri belirtiliyor. Avrupa ve Amerika’da ender hastalık derneklerinin araştırmalar için imkan bulma başlıksunda önemli katkıları olduğuna ilgi çeken Alanay; “bunun Türkiye’de da artması lüzum” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Kaya Bilgüvar

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Kaya Bilgüvar

İnsan genetiği ve nörolojik hastalıkların kalıtsal temelleri üzerine çalışan Doç. Dr. Kaya Bilgüvar’ın çalıştığı alanlar arasında; genetik tedavileri ile rahatsız ve kontrollerden elde edilen somatik hücreleri yeniden programlayarak hastalık ile ilişkili hücre/doku üretip modelleme etmek bulunuyor. Kendisine yönelttiğimiz “Gen tedavisinden manaamız lüzumen nedir?” sualsuna; “çeşitlilik gösteren tek tedavisi şeklinin anlaşılması lüzum” yanıtını veriyor. Ana hedefin bozuk olan geni (olması lüzumenden farklı tek harf dizilimi gösteren gen) düzelterek seçenek koydu olduğuna ilgi çeken Bilgüvar; “Bu söylediğimizi gerçekleştirmenin farklı yolları vardır. Bunu ya tek geni tamamıyla dışarıdan tek aracı ile hücrenin içine koyarak yaparsınız ya da ‘CRISPR Genom Düzenleme’ yöntemiyle var olan DNA harfinin değiştirilmesi yoluyla gerçekleştirirsiniz. Bir genetik tedavisi sırasında, hastadan elde edilen hücrenin, yeniden programlanarak kök hücreye dönüştürülmesi ve genetiğinin düzenlenerek hastaya geri verilebilmesi mümkündür” diyor.

GEN TEDAVİLERİNDE ORGANOİD MODELLEME

Gen tedavilerinde yakın gelecekte önemli görev oynayacak gelişmelerden birinin da “Organoid modelleme” olduğu belirtiliyor. “Organoid” organ işlevi gösterip kendini yenileyebilen, dokular ya da kök hücrelerden elde edilen 3 boyutlu hücre gruplarına deniyor. Evrilmekte olan tek sistemleri olarak organoidler hemen her arasında biri organ için gerçekleştirilebiliyor. Doç. Dr. Kaya Bilgüvar: “Organoidler hastalık modellemesini çok iyice yapıyor. Bu özellikleri dolayı ilerleyen süreçte onlardan tedavisi başlıksunda önemli gelişmeler bekliyoruz. Günümüzde hastalardan aldığımız saç kökü ya da deri hücreleri gibi değişimini tamamlamış hücreleri, geri programlamayla kök hücre, diğer henüz farklılaşmamış tek hücre haline dönüştürme ve laboratuvarlar ortamında genetik düzeyinde tedavisi ettiğimiz bu hücrelerden oluşturduğumuz nöronlarla hastalıklara çare olabileceğimiz fikri üzerine daha çok çalışmamız lüzum. Bu doğal tedaviyi hızlandırmamız lüzumtiğine inanıyorum” diyor.

BEYNİN ÇOK YÖNLÜ TAKLİT EDİLMESİ

Beyin organoidi modellemesi, beynin özellikle erkenden gelişim döneminin çok yönlü olarak taklit edilmesi manaına geliyor. Bunun sonucunda hepsi tek beyin oluşumu gerçekleşmese de, tedavisi seçeneklerinin değerlendirilebileceği oldukça yararlı tek modeller elde edilmiş oluyor. Laboratuvar ortamında belli tek süre nihayetinde nöron hücreleri oluşuyor ve bunlardan tek kısmı hücresel çeşitlilik, hücresel teşkilat ve moleküler programlar açısından organı taklit edebilme özelliği taşıyor. Söz başlıksu nöron hücreleri 150 gün kadar bekletiliyor ve yepyeni tip nöronların oluşumu sağlanıyor. Önemli tek kısmı organı taklit ediyor. Doç. Dr. Kaya Bilgüvar: “Geç başlangıçlı hastalıklar, beynin daha ileri gelişim dönemlerini kapsadığı için modellenmesi güçdur. Erken başlangıçlı hastalıklar ise erkenden gelişim süreçlerine dayandığından organoidlerle daha basit çalışılır. Bu noktada 3 boyutlu organoid modellerin yanı sıra 2 boyutlu organoid benzeri hücre modellerinden da bahsetti lüzumtiğini düşünüyorum. 2 boyutlu hücresel modellerde yapılan tedavisi çalışmaları sayesinde, özellikle geç başlangıçlı hastalıklarda da tedavisi olanakları ortaya çıkmaya başlıyor. Sözünü ettiğimiz başlıkların preklinik çalışmaları yapılıyor. Bu noktada hücre ve genetik tedavisinin artık tek bütün olarak düşünüldüğünü söyleyebiliriz. Genin nereden ve hangi yöntem ile düzeltildiğine bağlı olarak hücre tedavileriyle iç içe geçmesi ilgi çekici. Gelecekte bu alanda çok önemli gelişmeler olacağına inanıyoruz” diyor.

ORGANOİDLERİN TEDAVİDE UYGULANMASI

Organoidler ile ilgili çalışmalar, aşılamayan bekleme bariyerlerinin varlığı dolayı uzunluğu sürse da hedefe ulaşıldığında çok önemli sonuçları ve tedavisi protokollerini değişikliğe uğratacak tesirleri olacağı düşünülüyor. Organoidlerin tedavide uygulanmasının hastalıktan hastalığa değişiklik göstereceğini belirten Doç. Dr. Kaya Bilgüvar; “örneğin erkenden başlangıçlı tek hastalık olan kalıtımsal körlükte genetik ve hücre tedavileri denenmeye başladı ve birinci sonuçlarının pozitif olduğu görüldü. Bu noktada, dokuların ulaşmasının güçleri - basit oluşu, hastalığın türü, genin işlevi, seçenek başlıklabilirliği – başlıklamazlığı ve büyüklüğü gibi sonuca tesir eden çok sayıda faktör bulunuyor” diyerek devam ediyor:

GELİŞMELERİN HIZI BİZİ BİLE ŞAŞIRTIYOR

“Ben bu alanda görev yapan tek bilirkişi olarak geçmişte; ‘bizim kuşak nedenleri bulacak, bizden sonrakiler jenerasyon ise tedavileri geliştirecek’ diye düşünüyordum. Artık bu düşüncemden uzaklaşmaya başladım. Meydana gelen hızlı gelişmeler bizi başlıknun tedavisi kısmına da yetiştirecek gibi görünüyor. Günümüzde yapay zekânın da kullanımıyla bazı şeylerin büyük hızla ilerlediğini görüyoruz. Eskiden harf değişikliğini (varyantı) belirleme etmekta güçlanırken, şimdi ‘hangi varyant hastalık yapıyor’ diye bakıyoruz. Varyantların hangilerinin tesir yapabileceği, yapay zekâ modelleriyle (tümünün işlevsel çalışma yapmasının güçlüğü dolayı çok güçleri olsa da) öngörülür hale gelmeye başladı. Sözün özü işler hızlanıyor ve bu hepimizi heyecanlandırıyor.”

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. web.techforum.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.