Eskiden Dinlediğimiz Şarkılar Neden Bizi Bu Kadar Duygulandırıyor?
Bazen bir şarkı çalar ve olduğumuz yerden başka bir zamana ışınlanırız. Mutfağın ortasında dururken bir anda lise sırasına, ilk aşkın kalp çarpıntısına ya da annemizin evinde açık kalan radyoya gideriz. Gözümüz dolabilir, yüzümüzde istemsiz bir gülümseme belirir ya da içimizde sebebini tam adlandıramadığımız bir hüzün dolaşmaya başlar. Oysa aynı şarkıyı bugün ilk kez dinlesek, belki bu kadar etkilemezdi bizi, peki neden?
Müzik, beynimizde sadece işitilen bir şey değildir. Hafıza, duygu ve kimlik duygusuyla doğrudan bağlantılıdır. Özellikle gençlik yıllarında dinlediğimiz şarkılar, beynin duygusal merkezleriyle daha güçlü bağlar kurar. Çünkü o dönemler hayatın ilk´ leriyle doludur ilk heyecan, ilk hayal kırıklığı, ilk özgürlük hissi. Beyin yoğun duygularla yaşanan anları daha kalıcı şekilde kaydeder, o şarkılar da bu anların arka plan müziği olur.
Bir şarkıyı yıllar sonra tekrar duyduğumuzda aslında sadece sesi değil, o dönemdeki bizi de hatırlarız. Daha az sorumluluk taşıyan, daha çok hayal kuran, daha kırılgan ama daha cesur olan halimizi, bu yüzden bazen şarkıya değil kendimize ağlarız.
İşin ilginç yanı şu, müzik hafızadaki anıları kelimelerden daha hızlı tetikler. Bir fotoğrafı görmeden, bir cümle duymadan, sadece birkaç nota yeterlidir. Çünkü müzik beynin mantıkla değil, duyguyla çalışan tarafına hitap eder, bu da açıklayamadığımız ama derinden hissettiğimiz tepkilere yol açar.
Bir de zaman meselesi var, eskiden dinlediğimiz şarkılar genellikle hayatımızın daha sade olduğu dönemlere aittir. Bugün ise zihinlerimiz çok daha kalabalık. Sürekli yetişmemiz gereken şeyler, düşünmemiz gereken insanlar, çözmemiz gereken problemler var. Eski bir şarkı çaldığında, o karmaşanın içinden kısa bir kaçış kapısı açılır, o kapıdan girip her şeyin daha basit olduğu bir ana sığınırız, bu yüzden o şarkılar güvenli hissettirir.
Bazı şarkıların bizi üzmesi de aslında çok doğal. Çünkü müzik, kayıpları da hatırlatır, geri gelmeyecek insanlar, bitmiş ilişkiler, değişmiş hayatlar. Ama bu hüzün her zaman kötü değildir, aksine insanın kendisiyle temas kurduğu nadir anlardan biridir. Günlük koşuşturma içinde bastırdığımız duygular, bir şarkının eşliğinde yüzeye çıkar. Belki de bu yüzden canımızı acıtan şarkıları bile dinlemek isteriz.
Kadınlar için bu etki çoğu zaman daha yoğun yaşanır. Çünkü duygularla bağ kurma biçimimiz daha içseldir, bir şarkıyı sadece dinlemeyiz ona anlam yükler, hikâyesini kendi hayatımızla birleştiririz. Şarkılar bizim için bir fon değil, bir anlatıcı gibidir.
Bir başka gerçek de şu, eskiden müzikle ilişkimiz daha sabırlıydı. Kaset başa sarılırdı, CD çizilmesin diye dikkat edilirdi, radyoda sevdiğimiz şarkıyı yakalamak için saatlerce beklenirdi yani emek vardı, emek verilen şeyin değeri de daha büyük olur. Bugün binlerce şarkı bir tık uzağımızdayken, eskiden sevdiğimiz birkaç şarkı hayatımızın merkezindeydi. Belki de bu yüzden eski şarkılar bize bizim gelir, onlar algoritmaların değil kalbimizin seçtiği şarkılardır.
Bir şarkı çaldığında boğazımız düğümleniyorsa, bu zayıflık değil aksine insan olmanın en doğal halidir. Çünkü o an sadece müzik dinlemeyiz hatırlarız, hissederiz, kendimizle karşılaşırız. Ve belki de bu yüzden, yıllar geçse de o şarkıları tamamen bırakmayız, bırakamayız çünkü onlar geçmişteki bir anın değil, hâlâ içimizde yaşayan bir duygunun sesidir.
Zaman geçtikçe fark ettiğimiz bir başka şey daha var, eskiden dinlediğimiz şarkılar bize sadece bir anı değil, bir duygu biçimi de hatırlatıyor. O yıllarda hissetme şeklimiz bugünkünden farklıydı. Üzüntüler daha saf, sevinçler daha kontrolsüzdü. Şimdi her duygunun üstüne bir ama ekliyoruz, mutlu oluyoruz ama temkinliyiz, üzülüyoruz ama güçlü görünmeye çalışıyoruz, eski şarkılar ise bu filtreleri kabul etmiyor onlar bizi olduğu gibi yakalıyor.
Bir şarkının ilk birkaç saniyesinde bile kalbimizin hızlanmasının sebebi tam olarak bu. Çünkü beyin, o sesi tanıdık olarak etiketliyor, tanıdık olan şeyler ise güven verir, güvende hissettiğimizde savunma duvarlarımız iner. İşte o anda duygular daha rahat ortaya çıkar. Bir şarkının ortasında gözlerimizin dolmasının nedensiz gibi görünmesi bundandır, aslında neden çok nettir ama kelimelere dökmek zor gelir.
Bir de şarkı sözleri meselesi var, eskiden dinlediğimiz şarkıların sözlerini bugün tekrar dinlediğimizde, bambaşka şeyler fark ederiz. O zamanlar sadece melodisine kapıldığımız bir cümle bugün yaşadıklarımızla örtüşür, aynı söz ama farklı bir anlam. Çünkü biz değişmişizdir, şarkı sabit kalır biz dönüşürüz ve bu fark, içimizde küçük bir sızı yaratır.
Bazı şarkılar ise hiç yaşanmamış ama yaşanmış gibi hissettiren anıları canlandırır, hiç yaşamadığımız bir aşkı, hiç gitmediğimiz bir yeri, hiç söylemediğimiz cümleleri. Müzik, hayal gücünü harekete geçirdiği için, beynimiz gerçek ile hayali ayırt etmekte zorlanır. Bu yüzden bazen “Neye üzülüyorum?” diye düşünürüz, belki de üzülmüyoruzdur sadece hissediyoruzdur.
Günümüz müziğiyle eski şarkılar arasındaki farklardan biri de burada ortaya çıkar, bugün her şey çok hızlı tüketiliyor. Şarkılar arka planda çalıyor, tam olarak dinlenmiyor. Eskiden ise bir şarkı, o anın merkezindeydi, radyonun sesi kısılır, herkes susar, o şarkı bitene kadar zaman durur gibi olurdu. Şimdi ise şarkılar hayatın içinde kayboluyor, eskiler ise hayatın kendisi oluyor. Bu yüzden eski şarkılar bize daha gerçek gelir. Çünkü onlar dikkatimizi verdiğimiz, gerçekten dinlediğimiz zamanların parçalarıdır.
Bir kulaklık, bir şarkı ve birkaç dakika, bazen terapi seanslarından daha etkilidir. Çünkü müzik, biz hazır olmasak bile içimize dokunur sormaz, yargılamaz, acele ettirmez. Sadece eşlik eder ve belki de tam olarak bu yüzden, bazı şarkılar yıllar geçse de hayatımızdan hiç çıkmaz.
Onlar bizimle birlikte büyür, değişir ama sessizce aynı yerde kalırlar, ve bir gün yine çalarlar hiç beklemediğimiz bir anda!










.jpg?format=webp&width=1200&height=630)











.jpg?format=webp&width=1200&height=630)






English (US) ·