Her yıl, geleceğin bilim iletişimcilerine sözde bilim hakkında konuşmak üzere Ottawa Üniversitesinde davetli konuşmacı olarak yer alıyorum. Öğrencilere bilim ve sözdebilim arasında net bir sınır olmadığını, bunun daha çok bir spektrum olduğunu ve bir şeyin nerede yer aldığını belirlemenin zor olabileceğini göstermek için giderek daha karmaşık örnekler kullanıyorum.
Osteopati, bu spektrumda konumlandırılması zor olan karmaşık örneklerden biridir. Sahte bir bilim mi? Henüz oluşum aşamasındaki bir bilim mi? Yoksa, bilim felsefecisi Paul Thagard'ın sözde bilimsel olduğu açıkça ortaya çıkmadan önce astrolojiye de yapıştırılabileceğini söylediği "umutsuz bir proje" mi?
John Carpenter'ın The Thing filmindeki uzaylı yaratık gibi, ostepati de bazı bağlamlarda tuhaf görünebilen, bazı bağlamlarda da son derece saygın olan, şekil değiştiren bir hayvandır. Osteopatinin geçerliliğini sorgulamak, bizi, özellikle kronik ağrı gibi ciddi bir sorunu ele alma konusundaki kötü sicilimiz göz önüne alındığında, basit fikirlerden doğan hangi sağlık mesleklerinin kurtarılmayı hak ettiği konusundaki tartışmaya sürüklüyor.
İnsan Vücudunun Derinliklerini Keşfetmek
Osteopatinin kökeni 1873 yılına kadar uzanmaktadır. Missouri'de Dr. Andrew Taylor Still tarafından geliştirilen osteopatinin ilk koleji 17 yıl sonra Still ve Dr. William Smith tarafından aynı eyalette açılmıştır.
Osteopatiyi tanımlamaya çalışmak, ıslak bir balığı yakalamaya benzer. Resmi kurumlar tarafından belirllenen tanımlar bile genellikle belirsizdir. Tıbbın birçok alternatifi gibi osteopati de hayali bir öcüye odaklanır. Hastalıkların ve semptomların; kasların, kemiklerin, tendonların veya bağların hareket bozukluklarından kaynaklandığı düşünülmektedir.Bu tıkanıklıkların, osteopat tarafından danışanının vücuduna dokunarak hissedilebileceği ve kasları, uzuvları, eklemleri ve özellikle kaslarımızı ve organlarımızı saran bağ dokusu ağı olan fasyayı manipüle ederek tedavi edilebileceği iddia edilmektedir. Bu manuel müdahalenin, kanıtlanmamış sağlık müdahalelerini pazarlayanların, hastalıkları tedavi edebilecekleri veya iyileştirebilecekleri yönündeki yasa dışı iddialardan kaçınmak için sıklıkla kullandıkları bir ifade olan "vücudun kendini iyileştirmesine yardımcı olduğu" söyleniyor.
Osteopati, şu ana kadar kiropraktik bir tedaviye benziyormuş gibi duruyorsa bunun iyi bir nedeni var. Kiropraktik yöntemini ortaya atan ruhsal manyetik şifacı D.D. Palmer, Andrew Still'in çağdaşıydı ve osteopati eğitimi almıştı. Bütün hastalıklardan sorumlu tutulan ostoepatik lezyon, kiropraktikte subluksasyona dönüştü. Bu kavram aynı zamanda akupunkturdaki qi tıkanıklığını andırır. Biyoloji bize insan vücudunun karmaşıklığını anlatmadan önce, birçok alim tüm hastalıkların tek bir müdahaleyle çözülebilecek tıkanıklıklardan kaynaklandığını düşünüyordu. Vücut bir boru sistemiydi ve şifacılar tesisatçıydı. Elbette sonradan bu düşüncenin çok yanlış olduğu ortaya çıktı.
Ancak 1873 çok uzun zaman önceydi. Tıbbın kendi gelişim sancıları, vücut sıvılarına olan inanç ve sülük tedavisine aşırı bağımlılıkla birlikte geldi. Osteopati ise on yıllar içinde değişti ve birçok iddiası teste tabi tutuldu. Fakat osteopatik müdahaleler üzerine yapılan bilimsel literatür, birçok çürük dalı ve yeterince incelenmemiş bir özü ortaya koymaktadır.
Sahtekârlık Olduğuna Dair İçgüdüsel Bir His
Tıpkı akupunkturun zamanla kulak akupunkturunu doğurması gibi, osteopatinin de kendine özgü tuhaf çocukları vardır. 1980'lerde Fransız osteopatlar, "visseral osteopati" kavramını ortaya attılar. Midemiz, karaciğerimiz ve ince ile kalın bağırsaklarımız gibi karın içi organlarımız, örneğin nefes aldığımızda, doğal olarak biraz hareket eder. Eğer bu hareketlilik bozulursa bu durum, sindirim ya da kas-iskelet sistemi sorunlarını tetikleyebilir mi? Fransız osteopatlar tetikleyebileceğini düşünüyordu. Ancak bir grup araştırmacı, 2018'de visseral osteopatinin teşhis ve tedavilerinin doğruluğunun test edildiğinde ne olduğunu görmek için bilimsel literatürü taradı. Sonuçlar berbattı. Araştırmacıların vardığı sonuç şu oldu:
Visseral osteopati tekniklerinin güvenilirliği ve etkinliği konusunda iyi yürütülmüş ve sağlam kanıtlar yoktur.Bir de kranyosakral osteopati var. Bu bir asırlık dal (önce kraniyal osteopati olarak ortaya çıktı, daha sonra mutasyona uğrayarak kraniosakral osteopatiye dönüştü) beynimizi ve omurgamızı çevreleyen renksiz bir sıvı olan omurilik sıvısının nabız gibi attığı, bu atımın başa dokunularak hissedilebildiği, bunun sağlık veya hastalık göstergesi olduğu ve inanılmaz olsa da osteopatların kafatasının plakalarını parmaklarıyla hareket ettirerek tedavi edebileceği inancına dayanıyor.
Eğer böylesine hafif bir dokunuş hastalıkları tedavi edebilseydi; dans etmenin, zıplamanın ve hatta sadece yürümenin, aslında çok küçük hareketler için bile muazzam bir kuvvet gerektiren kafatası plakalarımıza neler yapabileceğini hayal bile edemeyiz.
Gerçek şu ki kraniosakral osteopati anlamsızdır. Terapistler, varlığına dair hiçbir kanıt bulunmayan bu nabız üzerinde bile fikir birliğine varamamaktadır. Viseral osteopati literatürünü inceleyen aynı grup, bunun kraniosakral benzeri hakkında da tanı prosedürlerinin güvenilmez olduğu ve işe yaradığına dair nitelikli kanıtların "neredeyse hiç bulunmadığı" sonucuna varmıştır.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Nitelikli kanıtların bu yokluğunun osteopatları daha temkinli olmaya iteceğini düşünebilirsiniz ancak web sitelerinde genellikle her türlü sağlık sorununun üstesinden gelmekle övündüklerini görürsünüz. 2016'da Birleşik Krallık temelli osteopatların rastgele 100 internet sitesi incelemesi bunların neredeyse dörtte üçünün kranyosakral osteopatiyi bir hizmet olarak listelediğini (özellikle bebekler ve çocuklar için öneriliyor) ve neredeyse üçte ikisinin astım, kulak enfeksiyonları ve disleksi gibi kas-iskelet sistemi dışındaki problemleri tedavi etmeyi vadettiğini ortaya koydu.
Bir yıl önce Birleşik Krallık osteopatları, Good Thinking Society'nin takip ettiği bir soruşturmadan sonra tam da bu hizmetlerin reklamını yapmamaları konusunda uyarılmıştı. Burada, Quebec'te bilim iletişimcisi Olivier Bernard, rastgele seçilen 50 yerel osteopat web sitesinde benzer bir çalışma sergilemesi için bir bilim şirketiyle anlaştı. Bunların yaklaşık dörtte üçü visseral veya kranyosakral osteopati öneriyordu ve neredeyse bu osteopatların hepsi kas-iskelet sistemi dışındaki sorunları iyileştirdiklerini iddia ediyordu.
Bu, endişe verici bir eğilim. Bir zamanlar etkili olduğu düşünülen ama sonradan çürütülen müdahaleler, bir disiplinden ayıklanmalıdır. Ancak kazandıkları ivme, özellikle de çok sayıda osteopatın özel muayenehanede çalışması ve geniş bir uygulama alanının daha fazla potansiyel müşteri anlamına gelmesi, bu durumu besliyor.
Osteopati ağacındaki bariz saçmalıkları budadığımızda, geriye makul bir varsayım kalır: Uzuvları hareket ettirmenin ve vücudun belirli noktalarına masaj yapmanın kas-iskelet sistemi ağrılarını hafifletebilmesi. Ancak osteopati, bu noktada bile tökezlemektedir.
Bir Kurtarma Operasyonu
Uzun süreli varlığına rağmen, osteopatiye bilimin deneysel bir bakışı yakın zamanda ve oldukça nadiren olmuştur. 1966 ile 2018 yıllarını kapsayan literatür taraması sadece 389 makale ortaya çıkardı. Bunların üçte birinden fazlası sadece vaka raporlarıydı ve oldukça sınırlı bir değere sahipti.
Osteopatinin kas-iskelet sistemi müdahaleleri sistematik incelemeler ve meta-analizlerde araştırıldığında sonuçlar hemen hemen her zaman aynıdır. Faydalar ya hiç yoktur, ya kesin değildir ya da çok dikkatli bir dille "ön çalışma" niteliğinde olduğu ifade edilir; öte yandan bu incelemelerde ele alınan çalışmalar düşük veya çok düşük kalitede ve yüksek yanlılık riski taşıyan çalışmalar olarak tanımlanır.
Bunun nedeni genellikle bu klinik deneylerde "körleme"nin (yani katılımcının gerçek tedaviyi mi yoksa sahte tedaviyi mi aldığını anlayamama durumunun) bulunmaması veya rapor edilmemesidir. Genellikle kullanılan sahte yöntemler arasında, manuel manipülasyonlar yerine hafif dokunuşlar veya ultrason kullanımı yer alır ki bunlar görüntü ve his olarak gerçekten farklıdır. Ancak, fibromiyalji için yapılan özellikle sağlam bir osteopati deneyinde, kullanılan sahte tedavi, uygulayıcılar tarafından aynı sırayla ve aynı yorumlar eşliğinde yapılan olağan osteopatik manipülasyonların tamamını içeriyordu; fakat manevralar, eklem mobilizasyonunu önlemek için yarı yolda durduruluyordu.
Sonuç? Osteopati alan fibromiyalji hastaları ile sahte tedavi alan hastalar karşılaştırıldığında ağrıda bir azalma görülmedi ancak ilginç bir şekilde, müdahaleye hastaların başlangıçtaki beklentileri, müdahaleden sonraki ağrı seviyesini öngörebiliyordu. Ne de olsa ağrı, onu çeken kişinin beynindedir ve beklentilerle yönlendirilebilir.
Osteopatinin uzmanlık alanı gibi görünen bel ağrısı bile, osteopatik manipülasyonlar için net bir gösterge ortaya çıkarmıyor. 2021 yılında, kanıtların sistematik incelemesi ve meta-analizi belirsiz sonucunu ortaya koydu: Sahte müdahalelerle karşılaştırıldığında klinik olarak anlamlı bir etki yoktu ancak deneylerin kalitesi o kadar kötüydü ki yazarlar bulgularından emin değildi.
Kariyerini "sözde" alternatif tıbbı bilimin merceğinden incelemeye adamış olan Profesör Edzard Ernst'in işaret ettiği gibi, osteopatinin bel ağrısı üzerindeki faydaları, büyük ölçüde "osteopati araştırmalarının amiral gemisinde" çalışan tek bir araştırmacıya dayanıyor gibi görünmektedir. Aynı araştırmacı, dünyanın geri kalanının tekrarlayamadığı olumlu bulgular bildirmeye devam ettiğinde, şüpheci olmak için nedenlerimiz var demektir.
Osteopatik manipülasyonların bana büyük fayda sağladığı gerçeği ışığında, osteopatinin tamamını bir kenara atmak benim için ikiyüzlülük olurdu. Giderek kötüleşen kas-iskelet sistemi kaynaklı bir rahatsızlıktan dolayı çok fazla ağrım vardı. Ancak bir osteopata düzenli olarak gitmek, başlangıçta acı verici olsa da vücudumu gerçekten rahatlattı, hareket kabiliyetimi arttırdı ve bu ağrıyı uzak tutabilecek fiziksel aktiviteler yapmama imkan tanıdı. Uyguladığı müdahaleler saçmalıktan ibaret değildi; derin doku masajı (acı veren kısım), ortopedik tabanlıklar ve yoga ile pilatesten oluşan aşamalı bir antrenman programını içeriyordu.
Ama bir gün ilginç bir şey oldu. Osteopatım, özel bir eğitimden yeni dönmüştü ve farklı bir osteopatik müdahale denemek istedi. Bu müdehale hafif dokunuşlar ve çimdiklemeyi içeriyordu. Tamamen "sahtebilim" kokuyordu. Benim üzerimde o yöntemi bir daha asla uygulamadı. Ancak başka bir osteopat, bunu temel geçim kaynağı haline getirebilir. Ne ile karşılaşacağınızı bilemezsiniz.
Acı veren kemik sistemi rahatsızlıklarını tedavi etme konusunda ne kadar kötü iş çıkardığımız göz önüne alındığında bunların hepsi daha da sinir bozucu hale geliyor. Sorunun bir parçası, bu sorunları çözmeye adanmış sağlık disiplinlerinin birçoğunun, kanıta dayalı döneme sürüklenirken ayak diremesidir.
Argonautlar
Maggie Nelson
National Book Critics Circle Eleştiri Ödülü
The Publishing Triangle Ödülü
Folio Ödülü Finalisti
Kuşağının en sivri, en cüretkâr yazarlarından biri kabul edilen Maggie Nelson’ın eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanan son kitabı Argonautlar anneliğe, dönüşüme, müşterekliğe, ebeveynliğe, aileye, dilin ve aşkın imkânlarına felsefi bir bakış yöneltiyor, bu ifadelere ilişkin sınırlayıcı ve tutucu yaklaşımları, daha kapsayıcı tanımlara varma adına süregiden mücadeleyi ustalıkla analiz ediyor. Bunu yaparken temelde sürekli şu soruları deşiyor: Bir kabuğa, bir kimliğe ihtiyacımız var mı gerçekten? Öyle bile olsa, bir kimlikle özdeşleşmek mümkün mü? Nelson tüm bu kalıpların öznel, kendini yenileyen, yanıp sönen doğasına ışık tutmayı sürdürüyor.
Denilebilir ki bu kitap, yazarın kendi deyimiyle ve kelimelerin geniş anlamıyla “kalbin çok cinsiyetli anneleri”; savaşçı argonautlar için yazılmıştır ve bunu “şanlı beyaz erkeğin” dilini, kimliğini, tutumunu sekteye uğratarak yapar.
“Maggie Nelson kültürümüzün prefabrik düşünce ve duygu yapılarını, vahşiliği bütünüyle aşkın hizmetinde bir zekâyla anlamamızı kolaylaştırıyor. Hiçbir kutsallık güvenli değil, tutuculuğa, ucuz ironiye geçit yok bu kitapta.”
Ben Lerner
“Maggie Nelson bir kez daha büyüleyici bir iş çıkarmış. Anneliği ve queer bir aile olmayı belirli bir biçimde yaftalayan ve yanlış anlayan kültürün –radikal altkültürler de dahil– zırvalığına ustalıkla sesleniyor. Son derece kırılgan bir zekâyla Nelson incelenmedik bir bölge bırakmıyor; kendi kalbi de dahil. Kültür için hayati önem taşıdığını bildiğim gibi, benzer bir kitap olmadığını da biliyorum.”
Michelle Tea
Devrimin Kardeşleri – Feminist Spekülatif Kurgu Antolojisi
Ann VanderMeer – Jeff VanderMeer
Devrimin Kardeşleri, feminist spekülatif kurgu başlığı altında bilimkurgudan doğaüstü kurguya, fanteziden büyülü gerçekçiliğe uzanan türleri kapsayan, alanının en saygın editörleri Ann ve Jeff VanderMeer’in derlediği kapsamlı bir öykü antolojisidir. 1970’lerden günümüze feminist spekülatif kurgu alanının ses getiren öykülerini bir araya toplayan seçki, okuyucuyu hayal gücünün uçsuz bucaksız diyarlarında gezintiye çıkarıyor.
James Tiptree, Jr. erkeklerdeki cinsel arzunun kadınları öldürme arzusuna dönüştüğü bir distopya yaratırken, Ursula K. Le Guin, iz bırakmaya ihtiyaç duymayan kadınları anıyor. Susan Palwick kurt adamların istila ettiği hayal dünyamızı yerle bir ederek bir kurt kadının adımlarını takip ederken, Eleanor Arnason okurları kadınların ağzından dökülen sözcüklerin gücüyle yaratılan alemlere, Kelly Barnhill ise cinsiyet kavramının geçişken olduğu büyülü bir diyara davet ediyor. Yeni doğum yapmış bir annenin bedeniyle ve bebeğiyle kurduğu ilişki Hiromi Goto’nun karanlık anlatımıyla kalıpları yıkarak belleklerde yerini alırken, ataerkil normlarla bezeli efsaneler ve halk masalları da Nnedi Okorafor’un kaleminden nasibini alıyor.
Devrimin Kardeşleri’nde yer alan öyküler, toplumsal cinsiyetin işleyişini sorgulamakla kalmıyor, kimi zaman mizahi kimi zaman grotesk bir anlatıyla kaideleri yerle bir ediyor; gerçekliğin sınırlarında gidip gelirken nelerin mümkün olduğunu ve olabileceğini gösteriyor. Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için. Herkes için.
Mavibent
Maggie Nelson
“Elbette, diye düşünüyorum, parıldayan körfeze efkârla bakarak.
Ezelden beri biliyordum. Dünyanın kalbi mavi.”
Bireysel ıstırabın, aşkın ve ufkun mavi sınırlarında gezinen bir içsel kâşif Maggie Nelson. Bu kitabıyla şiirsel, felsefi, cüretkâr anlatının kilometre taşlarından birini ruhumuzun mavi odalarına bırakıyor.
Mavibent Johann Wolfgang von Goethe, Yves Klein, Leonard Cohen, Joni Mitchell ve Billie Holiday gibi pek çok mavi ruha da misafir olarak melankoli, inanç, alkol, hasretlik ve arzunun arasında yol alıyor. Nelson mavi renge yaşam boyu takıntısının izinde hem bireysel hem de evrensel acıların, matemin ve hüznün haritasını çıkarıyor, orada gizli estetik güzelliğe adım adım, bent bent ulaşıyor.
“Bir renge âşık oldum işte, bahsi geçen renk mavi; büyülenmişim, önce kapılmaya sonra da kurtulmaya çalıştığım bir büyüye tutulmuşum gibi.”
Ölüler Nasıl Düşler
Lydia Millet
Kaybolup gidenlerin, insanlığın sorumsuzca katlettiği hayatların dünyasına sürükleyici bir yolculuk.
Ölüler Nasıl Düşler girişimcilik, hırs, başarı üzerine kurulu değerler sistemine çocukluğundan beri alışmış, bildiği yolda emin adımlarla ilerleyen T.’nin altüst oluş hikayesi. Hayatı trafik kazasında bir tilkinin ölümüne sebep olmasıyla kesintiye uğrayan T. tilkinin cansız bedeninde salınan kızıl kuyruğunun peşinden koşarken, sahip olduğu her şeyi sorgulamaya başlayacak ve ne yaparsa yapsın bir türlü yakalayamadığı aidiyet hissini yabanın ıssızlığında ve tekinsizliğinde bulacaktır.
“Unut binaları, abideleri. Karanlığın uysallığına, yıldızlarla gezegenler arasındaki onca ışık yılına bırak kendini. Şehirler insan eseriydi ama o şehirlerin öncesiyle sonrasındaki, üstündeki, altındaki, etrafındaki dünya, uyuyan bir devin düşüydü; oralarda uyuyup düş gören ezeli ve ebedi tanrının, onun tecellisinin düşüydü. Hayatın özünde, atomda veya enerjide evreni düşleyen şey her neyse, ondan evrimin mucizeleri fışkırıyordu…
Öyle bir canlı çeşitliliği ki istediğinde vakur istediğinde öfkeli, hareketleri hem kibar hem de dehşetengiz, adeta ilahi göklerin tecellisi… insan aklı asla tamamına vâkıf olamayacaktı, olmamalıydı da. Zaman ilerledikçe düzlüklerden dağlar yükseldi, sonsuz sevgiyle mucizeler çoğaldı. O mucizeler hayvanlardı.”
₺976.00
Bir zamanlar bir insan, basitçe bir tanı ve tedavi sistemi oluşturup bunu öğretmeye başlayabilirdi. Uygulayıcılar meslektaşlarının şöhretinden etkilenir, bu da kanıt yerine saygınlığa değer verilmesine yol açardı. Tıp, müdahalelerinin her birini sağlam kanıtlarla destekleme konusunda hâlâ yetersiz kalsa da uygulamalarını anekdotlara değil titiz verilere dayandırma fikrini benimsemiştir. Ancak diğer disiplinler bu yola sadece çekingen bir adım atmışlardır.
Masaj terapisi o kadar çok yanılgıya dayanır ki, sunduğunun iddia ettiği herhangi bir nesnel fayda sorgulanmalıdır. Fizyoterapi bile, odaklandığını iddia ettiği sorunları giderme konusunda yetersiz kalmakla eleştirilmiştir. İşe yarıyor gibi görünmedikleri için bu disiplinleri, osteopatinin kas-iskelet sistemine adanmış temel kısmı da dahil olmak üzere, reddetmek, asıl meseleyi kaçırmaktır. Mesele işe yaramamaları değildir; mesele genellikle işe yarayıp yaramadıklarını bilmememiz ve özellikle osteopatide, uygulamada bir standart eksikliği olmasıdır.
Osteopati bir şekilde kurtarılabilir ve reforme edilebilir mi? Amerika Birleşik Devletleri bunun bir örneğini sunuyor. Amerika'daki osteopatik hekimler, dünyanın geri kalanının çoğunda çalışan osteopatlardan çok farklı bir türdür. Tıp doktorlarınınkiyle kıyaslanabilir bir eğitim alırlar. Bu eğitim, birkaç yüz saatlik osteopatik manuel terapi ile tamamlanır. İlginçtir ki Amerikalı osteopatik hekimlerin yarısından fazlası hastalarında bu manuel müdahaleleri kullanmadıklarını söylemektedir. İlaç yazar, tıbbi görüntü talep eder ve hekimlerin yaptığı diğer şeyleri yaparlar. Peki ya gerçek osteopatiyi uygulamak? Bu nadirdir ve yıllar içinde daha da nadir hale gelmiştir. Bunun temel nedeni bu manipülasyonların işe yaramadığına inanmaları değildir; daha ziyade, dörtte üçü genellikle "idari yük" nedeniyle zamanları olmadığını söylemektedir. Esasen evrak işlerindeki artış, kanıttan yoksun bir müdahalede bulunmalarını engellemektedir. Bunu işin iyi tarafı olarak görebiliriz.
Geçen bahar Quebec'te, meslekleri denetlemekten sorumlu hükümet organı, osteopatların profesyonel bir düzen oluşturmaları için yeşil ışık yaktı. Meslek odaları düzenleme sağlıyor ancak aynı zamanda hak etmeyen uygulamalara meşruiyet de kazandırıyor. Ayrıca bu odaların, mesleklerinin arkasındaki sözdebilime inanan meslektaşları tarafından yönetildiğinde halkın, düzenlemenin çok zayıf, meşrulaştırmanın ise çok fazla olup olmadığını merak etmekte payı var.
Devlet kurumumuz raporunda, osteopatlara bir meslek odası verilmesi için iyi bir nedenin osteopatinin ne kadar popüler hale geldiği olduğunu ima eder görünmektedir: Yılda iki milyon terapi seansı, eyalette 3.000 osteopat, hizmetlerin sigortacılar tarafından geri ödenmesi ve pandemide osteopatinin temel bir hizmet olarak tanınması. Ancak popülerlik bir etkililik ölçütü değildir.
Kraniosakral ve viseral osteopati konusunda rapor, hüküm vermek için daha fazla veriye ihtiyaç olduğunu söylemektedir. Osteopatların tedavi amacıyla bir vücut açıklığına alet veya parmak sokma ihtiyacının resmen tanınması konusunda da durum aynıdır.
Osteopati hakkındaki mevcut kanıtlar göz önüne alındığında, bu soruların şimdiye kadar çözülmüş olması gerekirdi. Geriye kalanlara gelince; osteopati üzerine yapılan pek çok meta-analizin de sonucunda belirtildiği gibi, nelerin kurtarılabileceğini görmek için çok daha iyi çalışmalara ihtiyaç vardır.






















.jpg?format=webp&width=1200&height=630)






English (US) ·