Kusursuz Evler Yorgun Kadınlar; Dekorasyonun Görünmeyen Yükü!

1 ay önce 3

Ev Dergilerindeki Evler Neden Bizi Yorar?​

Bazen bir ev dergisi açarsın ilk sayfada kocaman pencereler, bembeyaz koltuklar, üzerinde tek bir kırışıklık olmayan keten örtüler, “ne güzel ev,” dersin önce. Sonra sayfayı çevirirsin, bir tane daha kusursuz ev, bir tane daha. Derken fark etmeden omuzların düşer, içinden çok da net olmayan bir cümle geçer “benim evim neden böyle değil?”
İşte tam o noktada yorgunluk başlar.

ev dergileri.webp

Ev dergilerindeki evler aslında kötü değildir aksine estetik, düzenli, ferah ve göze hitap ederler. Sorun, onların yaşanmıyor gibi görünmesidir. O koltukta kim oturuyor, o mutfakta kim sabah uykulu gözlerle kahve yapıyor, o banyoda kim aceleyle saçını topluyor, bunları göremeyiz. Çünkü o evler genellikle bir hayatın değil, bir konseptin, bir çekimin, bir anın.

Gerçek hayatta ev dediğimiz şey biraz dağınık, biraz sesli, bazen de yorgundur. Ev, akşam üzeri kapıdan içeri giren birinin çantasını ilk bulduğu sandalyeye bırakmasıdır. Ev, koltuğun kenarında unutulmuş bir hırka, mutfakta sabah aceleyle içilmiş kahvenin izidir. Ev dergilerindeki evlerde bu izler yoktur, ve biz aslında o izleri ararız.

Bir de şu var, o dergi evleri bize sürekli bir şeyler fısıldar, daha şık ve daha düzenli olmalısın, daha az eşya ve daha çok boşluk, ama kim için? Kendi hayatımız için mi, yoksa hayali bir misafir için mi? Ev dergilerindeki evler çoğu zaman misafir hiç gitmeyecekmiş gibi hazırlanmıştır, oysa gerçek evler, evde yaşayanlara aittir.

Kadınlar için bu yorgunluk biraz daha derindir. Çünkü ev sadece yaşanan bir alan değil, aynı zamanda başarılı olman gereken bir yerdir, temiz, düzenli ve zevkli olacak, bir yandan iş, bir yandan hayat, bir yandan duygular. Ev dergileri farkında olmadan bu yükü biraz daha ağırlaştırır. Çünkü bize şunu hissettirir “yetmiyor.”

Oysa çoğu dergi evinde çocuk yoktur, evcil hayvan yoktur, ani misafir yoktur. Çamaşır sepeti görünmez, kablolar saklanmıştır, dolap içleri hiç açılmaz. Gerçek hayatta ise hayat dolap kapaklarının arkasında da yaşanır, orası biraz karışıktır ama gerçektir.

Bir başka mesele de şu, ev dergilerindeki evler çoğu zaman birbirine çok benzer, aynı renk paleti, aynı sehpa, aynı vazo. Bir süre sonra göz yorulur. Çünkü insan gözü aslında hikâye arar, “bu evde kim yaşıyor?” sorusuna cevap bulamazsak, görüntü güzel olsa bile bağ kuramayız, bağ kuramadığımız şey de bir süre sonra yorar.

Belki de bu yüzden, bir arkadaşımızın evine gittiğimizde her şey mükemmel olmasa bile kendimizi daha iyi hissederiz. Çünkü orada bir hayat vardır. Bir ses, bir kahkaha, bir anı, dergi evlerinde eksik olan tam olarak budur, ruh!

Ev dediğimiz şey vitrinde durmak zorunda değil, bazen ev akşam üstü koltuğa uzanıp “bugünlük bu kadar” diyebildiğimiz yerdir, bazen mutfakta ayakta yenmiş bir tosttur, bazen de hiçbir şey yapmadan oturabilmektir, bunlar fotoğraflık değildir belki ama gerçektir.

Ev dergileri ilham verebilir, fikir sunabilir. Ama ölçü kaçtığında, bizi kendi evimizden soğutmaya başlar. Oysa ev, yarış alanı değil sığınaktır, kusursuz olmak zorunda değildir, hatta biraz eksik, biraz dağınık olması çoğu zaman daha insancadır.

Belki de bu yüzden, dergi kapandığında içimizde kalan o hafif yorgunluk hissi şunu söylüyordur “ben evimi sevmek istiyorum, başkalarının evlerine benzetmek değil.”
Ve bu cümle, bütün trendlerden daha değerlidir.

Bir de işin görünmeyen tarafı var, ev dergilerindeki evler genelde zamansız olarak tanımlanır, zamansız. Kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi? Ama biraz durup düşününce şunu fark ediyor insan, zamansız demek aslında zamandan etkilenmeyen demek. Yani o evde sabah telaşı yok, akşam yorgunluğu yok, mevsim geçişleri yok. Oysa bizim evlerimiz zamana çok bağlıdır, kışın battaniye taşınır salona, yazın pencere önleri boşaltılır, ramazan gelir mutfak başka kokar, bayram gelir ev başka bir ruh haline bürünür. Zamansız evler değil, zamanla yaşayan evlerdir bizi iyi hissettiren.

Bir de fotoğraf meselesi var. O dergilerde gördüğümüz evlerin çoğu, aslında ev değil bir sahne gibidir. Işık ayarlanmıştır, açı seçilmiştir, gereksiz görünen her şey kadrajın dışına itilmiştir. Biz ise kendi evimize hep geniş açı bakarız, dağınıklık da görünür, eksikler de. Kendimizi o sahnelenmiş görüntülerle kıyasladığımızda haksız bir yarışa girmiş oluruz. Çünkü biz hayatı, onlar sadece bir anı gösterir.

İnsan evinde biraz iz görmek ister, yaşanmışlık izi. Bir köşede kitap ayracı olarak kullanılan eski bir kartpostal, mutfak tezgâhında hep aynı yerde duran bir kavanoz, sehpanın üzerinde “sonra kaldırırım” diye bırakılmış bir şey. Bunlar düzensizlik değil hikâyedir. Ama dergi estetiğinde hikâyeye pek yer yoktur, her şey temiz, sade ve sessizdir, fazla sessiz.

Belki de bizi yoran şey, bu sessizliktir. Çünkü gerçek hayat sessiz değildir, Ev bazen konuşur, bazen susar ama tamamen susmaz. Kapılar açılıp kapanır, zemin gıcırdar, bir yerlerden mutlaka bir ses gelir. Dergi evleri ise sanki kimseyi rahatsız etmemek için fısıltıyla var olur, biz de farkında olmadan kendi evimizden aynı sessizliği bekleriz, olmayınca da kendimizi suçlarız.

Bir noktadan sonra insan şunu anlıyor, ev dergilerindeki evleri sevmekle, onlara özenmek arasında ince bir çizgi var. İlham almak güzel, fikir çalmak güzel, ama kendimizi yetersiz hissetmeye başladığımız an, o çizgiyi geçmiş oluyoruz. Çünkü ev, performans sergilediğimiz bir yer değil, kimseye kanıtlamak zorunda değiliz, ne zevkimizi, ne düzenimizi, ne de dağınıklığımızı.

Aslında en rahat evler, “birazdan misafir gelecek” psikolojisiyle yaşamayan evler. Çekmeceyi açınca her şeyin dökülmediği ama mucizevi bir düzenin de olmadığı evler. İçeri girince ilk düşündüğün şey “oturayım” olan evler, fotoğraf çekmeye değil, yaşamaya uygun evler.

Belki de bu yüzden, bazı evlerde kendimizi hemen iyi hissederiz, o evler dergilik değildir ama sıcaktır, koltukları modaya uygun değildir ama rahattır, perdeleri trend değildir ama güneşi tam kararında alır, o evler bize şunu hissettirir burada olduğun gibi olabilirsin.

Ev dergilerindeki evler bize bir hayal sunar, ama gerçek evler bize bir alan açar. Yorulduğumuzda uzanabileceğimiz, dağıldığımızda toparlanabileceğimiz bir alan. Aradaki fark tam olarak budur, ve belki de bu yüzden, bir süre sonra dergiyi kapatıp kendi evimize baktığımızda şunu demek isteriz “Burası kusursuz değil ama benim.”

İşte o cümle, bütün dekorasyon trendlerinden daha iyileştiricidir!

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. web.techforum.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.