Philip K. Dick kitapları İthaki Yayınları tarafından yeniden basılmaya başladı. Philip K. Dick Kitaplığı adı altında, şimdilik, dört kitap yayımlandı: Ubik, Karanlığı Taramak, Alfa Ayının Kabileleri, Gökteki Göz. Bilimkurgu Klasikleri’nin 104. kitabı olarak da Yüksek Şatodaki Adam yayımlandı. Ben bu yazıda özgün dilinde 1977 tarihinde yayımlanmış Karanlığı Taramak adlı kitabına dair izlenimlerimden bahsedeceğim.
“Bendeniz bu romandaki karakterler arasında yokum; bu romanın ta kendisiyim ben.”
Philip K. Dick kitaplarından bahsettiğinizde yazarı anmamak mümkün değil. Çünkü PKD neredeyse her kitabına, bilinçli ya da bilinçsiz, otobiyografik öğeler serpiştiriyor. Uyuşturucu ile mücadelesi, sanrıları, kayıpları, rahatsızlıkları, umudu, hayalleri ile kitaplarına fazlaca nüfuz etmiş bir yazar. Yazar, belki de kendini en çok açtığı kitabı Karanlığı Taramak’tan (A Scanner Darkly) şöyle bahsediyor:
“Bu kitabı okumak kalbimi parçaladı, baskı öncesi hâline bakmak kalbimi parçaladı. Taslakları iki hafta önce bitirdim ve bitirdikten sonra iki gün boyunca ağladım. Her okuduğumda ağlıyorum. Ve bunun bir başyapıt olduğuna inanıyorum. Bunun yazacağım tek başyapıt olduğuna inanıyorum. Şimdiye kadar yazdığım tek başyapıt olduğu için değil, ileride yazacağım tek başyapıt olduğu için de, çünkü bu kitap eşsiz bir kitap.
“(…) bu romanı yazmak beni neredeyse öldürdü, okumak da karım küçük Tessa’yı neredeyse öldürdü; çok hüzünlü bir roman ve çok iyi insanlara çok hüzünlü şeyler olur.”
O yüzden bu kitabı okurken, şahane bilimkurgu eserlerinden birini okur gibi okumamak gerek. Bir gönül borcu okuduğunuzun farkında olmalısınız. Kendini iyileştirmek ve uyuşturucu yüzünden kaybettiği dostlarına bir anıt dikmek isteyen bir adamın söylevi bu. Acı ve kahkaha dolu bir çığlık.
Karanlığı Taramak’ta Bilimkurgusal Öğeler
“Bu kitap gelecekle ilgili değil, geçmişle ilgili.”
Tam da bu yüzden Karanlığı Taramak’ta bilimkurgusal öğelerin pek bir önemi yok. PKD uyuşturucu karşıtı bir roman yazmak istedi ve yazdı. Ama ondan bir bilimkurgu bekliyorlardı. O da neredeyse her şeyin 60’lardaki gibi yaşandığı bu romana birkaç bilimkurgusal öğe yerleştirdi. Bana göre bunların içinde en belirgini perdeleme kıyafeti (scramble suit).
“Bilgisayar hafıza bankalarında döngüye girdikçe, akla gelebilecek her türlü göz ve saç rengini, burun şekli ve tipini, diş dizilimini, yüz kemiği yapısı konfigürasyonunu yansıtıyordu – bütün o kefensi membran bir nanosaniyede taşınan her bir fiziksel özelliği yansıtıyor ve ardından bir sonrakine geçiyordu. S. A. Powers, perdeleme kıyafetini daha etkili hâle getirmek için bilgisayarı her küme dahilindeki özelliklerin sıralamasını rasgeleleştirecek biçimde programladı. (…) Her halükârda, perdeleme kıyafeti giyen biri, geçen her saat zarfında herhangi bir kişiden ibaretti ve her kombinasyonu (bir buçuk milyon altbite kadarlık bir kombinasyon) taşıyordu. Dolayısıyla adamı – veya kadını tasvir etmeye kalkmak anlamsızdı.” (s. 26, 1. Basım, Ekim 2025, İthaki, çev. Gökhan Sarı)
Narkotik bölümünde çalışan ve gizli göreve giden her emniyet mensubunun giymek zorunda olduğu bir kıyafet bu. Çünkü polisin içine bile sızmış uyuşturucu tacirleri var. Ana karakterimiz Bob Arctor da gizli bir görevde. Bob Arctor adıyla uyuşturucu bağımlıların arasında yaşıyor, Fred adıyla da bir perdeleme kıyafeti içinde üstlerine rapor veriyor.

PKD’nin bu kıyafeti bile bilimkurgu yapmak için değil Bob/Fred’in kimlik karmaşasını yansıtmak için yarattığını düşünüyorum.
Bunların yanında, Karanlığı Taramak’ta PKD’nin diğer kitaplarındaki gibi belirgin bir hikâye yok. Ben kendi adıma Ubik’teki gibi sayfaları merakla çevirmedim ya da Alfa Ayının Kabileleri’nde olduğu gibi durmak bilmez bir sergüzeştin içinde sürüklenmedim.
Kitabın hikâyesi bir distopya gibi tınlasa da roman distopya diye bildiğimiz alt türün gereklerini yerine getirmiyor. Uyuşturucunun her yerde satılabildiği, bulunabildiği, kullanmanın her ortamda doğal karşılandığı bir dünyadan bahsetse de baskıcı bir rejim göremiyoruz. Polis evlere gizli kameralar yerleştirebiliyor ama bu çok büyük bir tehdit olarak görülmüyor. Devlet gibi şirketler, şirket gibi devletler, propaganda ve sansür yok bu romanda. Jurnalcilik var ama devlet teşvikiyle değil, uyuşturucu etkisiyle ve intikam için yapılan münferit ihbarlardan ibaret.
Ne Bob/Fred ne başkası bu çürümüş düzeni değiştirmeye yelteniyor. Kitap okura kahraman sunmuyor, tüm karakterler kurban. Herkes günü kurtarmak peşinde. Yalıtılmışlık yok. Bu denli ağır uyuşturucu kullanımının sonucu bu olur sanıyorsunuz ama bağımlılar birbirlerinden kopmuyorlar. Tamam, hayat düzeyleri çok düşük ama bu pisliğin içinde birlikte yaşamaktan mutlular gibi görünüyorlar.
Bulanık Kimlikler
Romanda çoğunlukla Bob Arctor’ın, arkadaşları Jim, Charles, Jerry ve sevgilisi Donna ile yaşadığı günlük olayları ve aralarındaki geçen tuhaf konuşmaları okuyoruz. Bob/Fred bu insanlarla birlikte vakit geçirerek daha büyük bir uyuşturucu satıcısına ulaşmaya çalışıyor. Onların arasına kolayca karışabilmek, ayrıksı görünmemek için Ö (ölüm) maddesinden kendisi de kullanıyor.
Bob arkadaşlarını anlıyor ve seviyor. Onları eğlenceli buluyor. Uyuşturucu kullanmak dışında yaptıkları kötü bir şey yok. Akıllı ve eğlenceliler. Bob/Fred’e göre onlar suçlu değil, birer kurban. Bu duygudaşlık Bob/Fred’i bir kimlik bunalımına sokuyor. Dostlarının paranoyalarını paylaşıyor. Uyuşturucu kişilik bölünmesini, akıl karışıklığını tetikliyor ve hikaye giderek acıklı bir hal almaya başlıyor.
Kara Değil Karanlık Mizah
“Komik kısımlar, şimdiye kadar yazılmış en komik kısımlar, hüzünlü kısımlar ise şimdiye kadar yazılmış en hüzünlü kısımlar ve ikisi de aynı kitapta yer alıyor.”
Bob ve dostları arasındaki muhabbetler kimi zaman onlar için kimi zaman okur için komik olabiliyor. Bir bisikletin kaç vitesi olduğu üzerine hararetli bir sohbet başlatabiliyorlar örneğin. Ya da histerik gebelik geçiren bir kadının olası çocuğuna dair şakalar yapabiliyorlar. Hatta iki metre boyunda, insan suretinde bir haşhaş kalıbının sınırı geçip bir Eskimo köyüne ulaşması üzerine geyik yapabiliyorlar.
Diğer yandan Ö maddesinin gölgesinde, kimi zaman sanrılar yüzünden hayatları zindan oluyor, kimi zaman yoksunluk krizleri bedenlerini ve zihinlerini mahvediyor. Hayata karşı yüksek tepkiler verdikleri kadar tepkisiz kalıp hayatı es geçebiliyorlar. Dostluk, sevgi ve sadakat önemini yitiriyor, sevdiklerin sana rahatlıkla kazık atabiliyor. Kendi adıma ne kahkahalarla gülebildim ne de roman kişileri için üzülebildim. Sanırım romana bir bilimkurgu eseri okuyacağım yargısıyla yaklaştığım için beklentilerim karşılık bulmadı. Şimdiye kadar belirttiğim otobiyografik öğeleri önceden bilseydim roman beni daha çok etkilerdi.
“Karanlığı Taramak’taki her şeyi gerçekten gördüm. Karanlığı Taramak’ta anlattıklarımdan daha kötü şeyler bile gördüm.”
Yeni-Yol dedikleri bir kurum uyuşturucu bağımlılarına yardım ediyor. Ama bunun için kişinin gerçekten kötü durumda olması gerekiyor. Yeni-Yol kapalı bir kutu, finansal kaynakları ve yöntemleri kimse tarafından bilinmiyor, kimse onları denetleyemiyor. Bağımlı kişi ancak acınası duruma gelince oraya kabul ediliyor ama zaten o aşamaya gelmiş kişi hasarsız bir şekilde kurtulamıyor Ö maddesinden. Kitabın içinde umudu bulabileceğimiz tek yer de böylece karanlığa gömülüyor.
Neden Karanlığı Taramak?
Başta bahsetmem gerekeni sona bıraktım biliyorum ama kitabın isminin nereden geldiğini anlamak karakterlerin içindeki karanlığı görmekle mümkün.
Kitabın özgün adı A Scanner Darkly’nin kaynağı İncil’deki Korintliler, 13:12 kısmının İngilizce çevirisindeki şu ifadedir:
“For now we see through a glass, darkly, but then face to face. Now I know in part; but then shall I know, even as also I am known.”
“Zira şimdi bir ayna içinden muammalı (karartı içinde, belirsiz) bir surette görmekteyiz; lakin o vakit yüz yüze göreceğiz. Şimdi bilgim cüz’idir; lakin o vakit, bilindiğim gibi künhüyle bileceğim.”
Romanın 11. bölümünde evine yerleştirilen tarayıcılarla ilgili olarak Bob şöyle düşünür:
“What does a scanner see? he asked himself. I mean, really see? Into the head? Down into the heart? (…) see into me—into us—clearly or darkly? I hope it does, he thought, see clearly, because I can’t any longer these days see into myself. I see only murk. Murk outside; murk inside. I hope, for everyone’s sake, the scanners do better. Because, he thought, if the scanner sees only darkly, the way I myself do, then we are cursed, cursed again and like we have been continually, and we’ll wind up dead this way, knowing very little and getting that little fragment wrong too.”
“Bir tarayıcı ne görür? diye sordu kendi kendine. Daha doğrusu, gerçekten görebilir mi ki? Kafanın içini mesela? Ya da kalbinin derinliklerini? (…) içimi –içimizi– aydınlık mı görüyordur, yoksa karanlık mı? Umarım, diye düşündü, umarım aydınlık görüyordur, zira ben kendi içimi hiç göremiyorum artık. Gördüğüm tek şey bulanıklıktan ibaret. Dışımda da içimde de bulanıklık görüyorum. Umarım, hepimizin selameti adına, o tarayıcılar daha berrak görüyordur. Zira, diye düşündü, o tarayıcı da her şeyi benim gördüğüm gibi karanlık görüyorsa, o zaman öyle bir yanmışız ki biz, nitekim sürekli yanıyoruz zaten, sınırlı bilgimizle ve o ufacık bilgi kırıntısını da yanlış belleyerek, bir bir ölüp gideceğiz bu gidişle. (s. 198-199, çev. Gökhan Sarı)
Böyle bakıldığında kitabın isminin Türkçe çevirisi yetersiz. Ancak kitabı ilk kez Türkçeye kazandıran Özlem Kurdoğlu (1998, Altıkırkbeş) kitabın ismini böyle çevirmeyi uygun görmüş. Sonraki baskılarda yayınevi değişse de kitabın okurca kabul gören ismi değişmemiş. Diğer yandan kitabı yansıtan bir karşılık bulmak da bir hayli zor. Tarayıcının Gördüğü, Karanlık Tarayıcı, Tarayıcıdaki Karartı, Karanlığın Peşindeki Tarayıcı gibi alternatifler sunulabilir.
Buraya kadar gelmişken çeviriden bahsetmemek olmaz.
Karanlığı Taramak Kitabının Çevirisi Üzerine
Zaman zaman evvelki çevirileri kullanmayı tercih eden İthaki Yayınları, bu sefer yeni bir çeviri sunmuş bize. Gökhan Sarı, başta Danielewski’nin Yapraklar Evi olmak üzere birçok eseri dilimize kazandırmış yetkin bir çevirmen.
Karanlığı Taramak, özellikle karakterlerin uçuk muhabbetleri, kullandıkları argo ifadeler ve yazar tarafından üretilen yeni kelimelerin ilginçliği bakımından zor bir metin. Yukarıda alıntıladığım kısımlardan da görüldüğü üzere Gökhan Bey’in bize ne denli şahane bir çeviri sunduğu su götürmez. Kendisi argo ifadelerde metni sansürlememiş. Bu bakımdan da sadık bir çeviri okuyoruz.
Şuradaki güzelliğe bakalım:
“’It’s Donna’s roach,’ Luckman said. ‘Give it to her.’
“My God, Bob Arctor thought. I was into that trip as much as they were. We all got into it together that deep. He shook himself, shuddered, and blinked. Knowing what I know, I still stepped across into that freaked-out paranoid space with them, viewed it as they viewed it–muddled, he thought. Murky again; the same murk that covers them covers me; the murk of this dreary dream world we float around in.”
“’Donna’nın zıvanasıymış o,’ dedi Luckman. ‘Ona ver.’
“Ulan ya, diye düşündü Bob Arctor. Ben de en az onlar kadar bu hezeyana kapılmışım. Bu bataklığa hep birlikte saplanmışız. Kendini şöyle bir silkeledi, ürperdi ve gözlerini kırpıştırdı. Bildiğim onca şeye rağmen, yine de onlarla birlikte o zıvanadan çıkmış paranoya alanına adım attım, vaziyeti onların gördüğü gibi gördüm – bulanık, diye düşündü. Yine bulanık; onları saran aynı bulanıklık beni de sarıyor; içinde süzülüp durduğumuz bu hazin rüya âleminin bulanıklığı.” (s. 109)
Altı çizili kısımdaki “roach” sözcüğünün tam karşılığı “zıvana”dır. Zıvana ot türevli, dumanlı uyuşturucuların içildikten sonra geriye kalan ağızlık kısmıdır, bir nevi izmarit. Koyulaştırdığım deyimi bilmeyeniniz yoktur. Gökhan Bey kaynak metinde olmayan ama Türkçede olan bu benzerliği kullanarak “zıvana” sözcüğü üzerinden muhteşem bir kelime oyunu yapmış. Bunu yaparken de kaynak metni eksiksiz aktarmış. Hayran kaldım.
Ancak kimi yerlileştirmelerin metnin havasını bozduğunu düşünüyorum:
1.
“They did not want their family hassled by the Man (…)”
“Ailelerinin Herifçioğlu’yla başının derde girmesini istemezlerdi (…)” s. 53
Burada “the Man” ifadesi daha çok polis veya güç sahibi başka bir devlet görevlisini tanımlıyor. “Herifçioğlu” ise hoşlanılmayan erkek kişi olarak tanımlanabilir.
Eserin diğer çevirilerinde (Kurdoğlu, Rasenfos) “the Man” ifadesi için “Kanun” karşılığı kullanılmış.
2.
“’How do you spell that?’”
“’I don’t know, I don’t fucking know,’” Fred said.
“’Nasıl heceleniyor?’”
“’Bilmiyorum, bilmiyorum lan,’ dedi Fred.” s. 66
Malum kelimeyi “kahrolası/kahrolasıca” gibi dublaj çevirisiyle karşılamak istememiş Gökhan Sarı, ancak “lan” da pek uygun düşmemiş.
Eseri yayıma Deniz Cansever hazırlamış, düzeltiyi Büşra Uyar yapmış, ellerine sağlık.
Kapak
Kapak tasarım ve illüstrasyon Yağız Eyiişleyen’e ait. Kapak görseli ana karakterin kişilik bölünmesine, perdeleme kıyafetinin işlevine ve “taramak” sözcüğüne gönderme yapıyor sanırım. Bu göndermeler ve kitabın ismine zıt bir şekilde aydınlık renkler seçilmesi benim çok hoşuma gitti.
Philip K. Dick’in Karanlığı Taramak romanı üzerine görüşlerinizi yorumlarda veya Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilir, edebiyat dünyasından daha fazlası için bizleri Google News ve WhatsApp üzerinden takip edebilirsiniz.
Kaynakça
- Philip K. Dick Official Site. “A Scanner Darkly.” Erişim tarihi: 9 Şubat 2026.
- Yazarın Notu (Karanlığı Taramak, Philip K. Dick, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Ekim 2025, çev: Gökhan Sarı)

10 saat önce
2




























.png?format=webp&width=1200&height=630)
English (US) ·